Psikoloji, Psikoterapi, Sinema

Irishman: Bir yaşlanma hikayesi…

***Dikkat: Irishman filmi hakkında spoiler içerir, filmi izlemediyseniz ve izleyecekseniz yazıyı okumayın…***

irishman

Bir insan nasıl bir psikolojiyle kendi mezarını kazar? Irishman (2019) filminde Robert De Niro’nun canlandırdığı Frank Sheeran savaşta esir aldığı iki askere az sonra onları öldürüp gömeceği çukuru kazdırırken bu soruyu merak eder. Evrende hiçbir soru yanıtsız kalmaz.  Frank de sonunun nereye varacağını bile bile mafya dünyasına girer ve sonunda kendi tabutuyla, mezarını satın almak durumunda kalır. Tüm trajik kahramanlar gibi kendi kaderinden kaçamaz…

Her şey seçimlerimizden ibaret… Film de en çok seçimlerimizi anlatıyor. Geçtiğimiz eşikleri, girdiğimiz dönüşü olmayan yolları, verdiğimiz sözleri ve şeytanla yaptığımız takasları… Frank, filmin an başında çalıştığı kamyondan et çalarak bir seçim yapıyor.  Bu eylemi onun mafya avukatı ile tanışmasına ve oradan mafya ailesinin içine girmesine sebep oluyor. Buradan sonra kendisine ait bir iradesi kalmıyor. En yakınının ölüm fermanına kendisi de bir imza atıyor. “Herkes öldürür sevdiğini” misali… Tüm seçimlerinin bedelini de yaşlılığında trajik bir şekilde ödüyor.

Erik Erikson’un psikososyal gelişim kuramına göre insan hayatı sekiz evreden (döngüden) oluşuyor. Her dönemin içinde belli çatışmalar, aşılması gereken krizler var. Her bir evrede çatışma aşılıp bir sonraki evreye geçilmeli ki gerçek bir olgunlaşma yaşansın. Aksi takdirde ömür boyu kişinin yaşantısını etkileyecek tehditler söz konusu oluyor. Filmde Robert De Niro’nun yirmi dört yaşından seksenli yaşlarına kadar muhteşem bir şekilde canlandırdığı Frank Sheeran, üretkenlik çağı olan yedinci dönemde o kadar çok yıkıcı eylemde bulunuyor, o kadar çok cinayet işliyor ki sekizinci evre olan yaşlılık evresinde huzurlu bir son bulması da mümkün olmuyor. Ne ailesiyle ilişkiye girebiliyor ne de hakkıyla nedamet getirebiliyor.

the-irishman-review

The Irishman (2019)

Erik Erikson’dan sonra eşi Joan Erikson kurama dokuzuncu evreyi eklemiş. Çünkü Erikson kuramı geliştirdiğine henüz seksenli yaşlarına gelmemiş. Dokuzuncu evre bağımsızlık ve kontrol yetisinin zayıflamasını, yaşlı insanın öz saygısının ve kendine güveninin azalmasını anlatıyor. Boyun eğme ve kabullenme dönemi bu. Epik bir mafya filmi olan Irishman’de bu dokuzuncu evre de mevcut… Artık seksenlerindeki Frank bir huzur evinde, tekerlekli sandalyede, kızı tarafından reddedilmiş, etrafındaki herkes ölmüş ya da öldürülmüş… Kendisi ne ölebiliyor ne de kalabiliyor. Tek ziyaretçisi bir papaz… Bir döneme damgasını vurmuş bütün o gangasterler, babalar, aktörler artık Frank’in zihnindeki titrek birer mum ışığı… Birer silüet sadece… Trajik kahramanın zihnine sıkışmış hayaletler… Araf gibi bir yaşlılığın mahkumiyeti de ağır oluyor…