Bilinçaltı, Evrensel Yasalar, Psikoloji, Psikoterapi

ANDA OLANA BAK; SANA HER ZAMAN BİR ŞEY SÖYLER

Tam siz birini düşünürken telefonunuzun çaldığı ve o anda o kişinin sizi aradığı oldu mu? Ya da dünyanın bir ucunda, pek de popüler olmayan bir şehrin sokaklarında gezerken yıllardır görmediğiniz bir tanıdığınızla karşılaştığınız? Veya kafanızda bir sorunun cevabını ararken instagram akışında tam da o soruya denk gelen bir paylaşımın önünüze çıktığı? Sanırım siz de sayısız kez yaşadınız bunu benim gibi.  Analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’un “eşzamanlılık” adını verdiği bir ilke bu. Yalnızca “tesadüf” diyerek açıklanmayacak derecede anlamlı rastlantılar bunlar; tevafuklar… Jung’un kendisi de bu konuyla ilgili sayısız deneyim yaşamış. Örneğin, Jung’un genç bir kadın hastası ona gördüğü bir rüyayı anlatmaktadır. Rüya altın bokböceği hakkındadır. Kadın konuşurken Jung pencerede bir tıkırtı işitir ve camı açtığında aynı böcek familyasından, altın bokböceğinin o yöredeki muadili olan bir böcek bulur. Bu olay kadın hastayı çok şaşırtır ve kendisiyle ilgili önemli bir farkındalığa ulaşır. Bu böcek arketipsel olarak bir yeniden doğuş sembolüdür çünkü.

Eşzamanlılık aynı anda ortaya çıkan, anlamlı ama nedensel olarak birbirine bağlı olmayan iki veya daha fazla olayın zamanda rastlaşması veya kesişmesidir. Elbette klasik fiziğin bildiğimiz neden sonuç ilkesiyle örtüşmez bu durum. Tam da kuantum fiziğinin konusudur.

Fizikçi Daniels Bohr, elektronlar ya da fotonlar gibi atom altı parçacıkların bir kez temas ettikten sonra birbirlerini tanıdıkları ve aralarında kilometreler dahi olsa birbirlerini hissederek zamandan ve mekândan bağımsız olarak, eş zamanlı olarak etkileşime geçtiklerini keşfetmişti. Buna dolanıklık ilkesi deniyor. Bu bağlamda tüm canlılar ve nesneler de atom altı parçacıklardan oluştuğuna göre, iki farklı nesnenin ya da varlığın zaman ve uzaydan bağımsız olarak birbirinden haberdar olup senkronize bir şekilde işlem yapabilmesi mantıklı görünüyor.

Aynı şekilde klasik çift yarık deneyini düşünelim. Elektronlar tek tek atıldığında madde parçacıkları olduğu halde arkadaki levhada madde özelliği değil de dalga etkisi gösterir. Bunun nedenini anlamak için deliklerin olduğu levhanın arkasına kamera yerleştirilir ve bir şekilde elektronlar bu kez parçacık özelliği gösterir. Elektronlar adeta gözlemlendiğinin bilincindeymiş gibi davranırlar. Yani gözlemcinin varlığı deneyin sonucunu değiştirir. Peki, biz de başımıza gelen eşzamanlı olayları gözlemleyerek hayatımızda değişiklikler yaratabilir miyiz? Yani eşzamanlı olayları gözlemleyerek kendi deneyimlerimizi ve olayların sonucunu değiştirebilir miyiz? Daha da kuantumvari bir soru: Eşzamanlılığı gözlemlersek başka, gözlemlemezsek daha farklı sonuçlar mı elde ederiz?

Biz de başımıza gelen eşzamanlı olayları gözlemleyerek hayatımızda değişiklikler yaratabilir miyiz? Yani eşzamanlı olayları gözlemleyerek kendi deneyimlerimizi ve olayların sonucunu değiştirebilir miyiz? Daha da kuantumvari bir soru: Eşzamanlılığı gözlemlersek başka, gözlemlemezsek daha farklı sonuçlar mı elde ederiz?

Görsel: Agata Blaszczyk

Danışanlarımla eşzamanlılığı o kadar sık yaşıyoruz ki, artık şaşırmıyoruz. Şaşırmamakla kalmıyor bunların “okumasını” birlikte yapıyoruz. Geçenlerde bir danışanım, iş yerinde sorun yaşadığı bir arkadaşıyla ilgili çalışmak istediğini söyledi. Eskiden yakın arkadaş olan iki kişi birbirlerini arayıp sormuyorlar ve kovid sürecinden dolayı da karşılaşmıyorlardı. Biz danışanımla bu konu üzerine çalıştık. Nerelere kırgınlık yaşadığına, hayatında daha önce benzer durumlar yaratıp yaratmadığına baktık. Elbette sorunu yalnızca iş arkadaşı değildi, çünkü iş arkadaşı hayatındaki önemli ötekilerden birinin yansımasıydı sadece. Zaten hayatımızdaki herkes ve rüyalarımızda gördüğümüz her insan da dahil üç önemli ötekiden “yani anne, baba, kardeşten biridir.  Dünyaya bu aktarımlarla bakarız hepimiz. Biz konuyu çalışıp temizledikten iki gün sonra danışanım arkadaşının onu aradığını yazdı. Onunla yeniden barışmayı isteyen danışanım için güzel bir gelişmeydi.  

Kendimden bir örnek vereyim. Birçok teknik bilmeme rağmen çözemediğim bir konu vardı. Çıkmaza girmiştim, neden çözemediğimi bulamıyordum. Sanki bir enerji kilitlenmişti ve sonunda yaşayacağım maddi bir kayıp söz konusuydu. Kendisi Access bar eğitmeni olan bir arkadaşımla karşılaştık, ona bu konudan bahsettiğimde tam da az önce bu konuyla ilgili yeni prosesler (teknikler) öğrendiğini, hatta içinden “ne ilgisi var bunların benimle, ben hayatımda böyle bir durumla hiç karşılaşmadım” diye geçirmiş olduğunu söyledi. Arkasından ben ona bu konudan bahsetmişim. Tekniği uyguladık ve ertesi gün, tam bir gün sonra sorun çözülüverdi. Bir daha açılmamak üzere o konu kapandı.

Yine geçenlerde kendi üzerimde çok çalıştığım ama bir boyutunu atladığım bir konu, bir dizideki karakterin ağzından adeta bana söylendi. Hemen not aldım ve üzerine çalıştım.

Dünyadan popüler bir örnek: X Faktör isimli şarkı yarışmasının birincisi James Arthur aslında şarkı söylemektedir ama henüz bunu meslek olarak yapmayı düşünmemektedir. Arkadaşları X Faktör yarışmasına katılması konusunda ısrar etseler de o bu konuda gönülsüzdür. Bir süre sonra şarkı söylerken bir adam tarafından çok beğenilir, kesinlikle profesyonel olarak devam etmesi gerektiğini söyler bu adam. O sırada adamın tişörtünde kocaman bir ”X” yazmaktadır. Bunu gören Arthur yarışmaya katılır ve yarışmanın birincisi olur. Bunun gibi  son anda gördüğü bir işaretten dolayı uçağa veya trene binmekten vazgeçip ölümcül kazalardan kurtulan sayısız insan hikayesi vardır.  Sürekli aynı sayıların karşına çıktığını söyleyen veya her saate baktığında 11:11 gibi tekrarlayıcı rakamlarla karşılaşanlar da vardır.

Evrenin (sistemin, hayatın, Yaradanın) bize yardım etmek için işaretler ve insanlar göndermesi bir gibi bir çalışma prensibi var. Algılarımızı açıp genişletirsek, farkındalık oluşturacak şekilde niyet edip antenlerimizi açarsak cevaplar pek çok yolla gelebilir: Bir arkadaştan, eşten dosttan, televizyondan, radyodan, yol kenarındaki bir tabeladan bile. Rüyalar da böyledir. Size sizden yazılan mektuplardır.

Bedenimizdeki hastalıklar yalnızca fiziksel deyip duruyoruz. Ağrıyan, sorun çıkaran bir organ ya da bir bölgemiz hayatımızda yanlış giden bir davranış veya düşünce kalıbını değiştir demenin bir yoludur. Aynı şekilde bedenimizin hangi bölgesinden kilo aldığımız bile özel bir konuyu anlatmaktadır. Anda kalmayı başarıp farkındalıkla baktığınızda sokakta yürürken bile size görmeniz gereken gösterilecektir. O ünlü alıntıdaki gibi: Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar.

Bilinçaltı, Psikoloji, ThetaHealing, Şifa

KALBİN VE AKLIN BAĞLANTI NOKTASI: BOYUN FITIĞININ DUYGUSAL SEBEPLERİ

Ruh, beden ve zihin birbirinden bağımsız düşünülemeyecek, mükemmel bir yapı ve bütünlük. Birindeki hasar, diğerlerini etkiliyor; birindeki iyileşme diğer ikisini de şifalandırıyor. Bunun aksi düşünülemez.

Boyun fıtığı

Neredeyse kadınların üçe ayrıldığını düşüneceğim. Boynuyla ilgili sorun yaşayanlar, beliyle ilgili sorunu olanlar ve diz ağrıları çekenler… Sadece kadınlar da değil elbette, kadın erkek herkes hayatının bir döneminde bu tarz rahatsızlıkları bedeninde yaratabiliyor. Çoğu zaman “çok uzun süre masa başında çalıştım, ondan boyun fıtığı oldum”, “kilo aldım, yüklendim, ondan belim ağrıyor”, “yanlış bir hareket yaptım, dizimi incittim” ya da “bu rahatsızlık bizim ailede genetik” diye düşünmek bu sorunları çözmek için yeterli olmuyor.

German New Medicine’a (Dr. Ryke Geerd Hamer) göre her hastalığın altında kendine özel bir duygusal sebep var. Buna hastalığın duygusal çatışması deniyor. Hastalıkla ilgili metafor cümlesi neyse beden bu cümleyi gerçek kılıyor. Her organ, her kemik, her doku ve her eklemin ayrı bir çatışması var. Gerçek bir iyileşme ancak duygusal sebepler zihinde çözüme ulaştırıldığında ve tabii ki doğru bir tedavi ile desteklendiğinde gerçekleşiyor. Hatta çoğu zaman sadece duygusal travmayı çözmek de yüzde yüz iyileşme sağlıyor. Zaten hastalık, beyin yaşadığı travmayı çözemeyip bunu bedene aktardığı için oluşuyor.

Ruh, beden ve zihin birbirinden bağımsız düşünülemeyecek, mükemmel bir yapı ve bütünlük. Birindeki hasar, diğerlerini etkiliyor; birindeki iyileşme diğer ikisini de şifalandırıyor. Bunun aksi düşünülemez.

Bugün uzun yıllar boyun fıtığı ile uğraşmış danışanımın ağrılarının neredeyse sıfıra inmiş olması sebebiyle bu yazıyı kaleme alıyorum. Bu yazının boyun fıtığından mustarip, ağrı çeken insanlara ilham olması ve hastalığın zihinsel süreçleriyle ilgili fikir vermesini umuyorum.

Boynumuz yedi adet omurdan oluşuyor. Omurlarımız arasında hareket edebilmemizi sağlayan diskler yer alıyor. Bir omuru diğerine bağlayan en önemli yapı olan disk kuvvetli bağ dokusundan oluşuyor ve omurlar arasında yastık ya da darbe emicisi gibi görev yapıyor. Boyun, bedenimiz üzerinde çok önemli bir organ. Gövdemizi ve başımızı birbirine bağlayan bir köprü gibi. Bedenle beyni bağlayan bir köprü olması metaforuyla kalbimizle aklımız arasındaki dengenin de önemli bir aracı olarak görebiliriz boynu.

Boynumuzu sağa, sola, arkaya doğru esneklikle çevirebilmemiz gereklidir. Bu esnekliktir, bizim görüş açımızdır. Bir meselenin diğer yönlerini görmektir. Ama bazen bir meselenin diğer yönlerini görmek istemeyiz. Bakmak istemediğimiz yönler olabilir. Bir konuda inat edebiliriz. İnatçılık hayatımızın merkezine oturmuş olabilir. Görüş açımız dar olursa sağlıklı kararlar almamız, olayları doğru değerlendirmemiz mümkün değildir. Boyun alanındaki sorunlar inatlaşma, direnme gibi içsel karmaşıklıklar gibi temalardır.

Boyun fıtığının en öne çıkan belirtisi şiddetli ve geçmeyen boyun ağrısıdır. Fıtığa bağlı gelişen ağrılar; sırta, kürek kemiğine, omuza, başın arka tarafına ve parmak ucuna kadar inen ağrılardır.

Gelelim boyun fıtığına…. Boyun fıtığının en öne çıkan belirtisi şiddetli ve geçmeyen boyun ağrısıdır. Fıtığa bağlı gelişen ağrılar; sırta, kürek kemiğine, omuza, başın arka tarafına ve parmak ucuna kadar inen ağrılar şeklinde görülebilir.

Yeni Alman Tıbbı’na göre kemikler, tendonlar, bağ dokusu, bağlar, kaslar beyindeki serebral medulla tarafından  kontrol edilir. Bu bölgelerle ilgili biyolojik çatışmalar, çoğunlukla kendini değersiz hissetme ile ilgili konulardır. Örneğin, kişi kendini başkalarıyla karşılaştırır ve kendini daha önemsiz hisseder. Boynun, bedeni baş bölgesine bağladığını söylemiştik. Dolayısıyla boyun fıtığının çatışması, zihinsel değersizlik, entelektüel olarak kendini değersiz, aptal, başarısız hissetmekle bağlantılıdır.

Danışanımla çalışırken aslında önceliğimiz boyun fıtığı değildi. Ondan önce “değersizlik”, “yetersizlik”, “özgüven” ve “duygusal ilişkiler” ile ilgili çalışıyorduk. Birkaç seansımızda ağrıları dayanılmayacak seviyelere gelip ağrı kesiciler fayda etmeyince, boyun fıtığının ondaki sebeplerinin derinine indik. Ne olmuştu da bu kişi boyun fıtığını yaratmıştı? Ve bu ağrılardan kurtulamıyordu? Elbette her hikaye kişiye özeldir, kişinin nerede bir hastalık programına start verdiği o kişinin kendi öznel hikayesinde gizlidir ancak çalıştığım vakalarda şu iki tema mutlaka ön plana çıkıyor ve artık beni şaşırtmıyor.

Fıtığın iki temel psikolojik süreci:

  1. Aşırı sorumluluk taşıdığını hissetmek, zorlanma-hayatın yükleri
  2. “Kopmuş ilişkiler” ve “uyumsuz ilişkiler…”

Özellikle ikinci madde yeni alman tıbbının “entelektüel olarak (aklı, zekası, düşünme şekliyle) değerin düşmesi” temasıyla örtüşüyor. Danışanımda bunların tamamı vardı. Boyun fıtığının geçmesini sağlayan son seansımızda özellikle onun hayatındaki “kopuk” ilişkilere odaklandık. İlkokul, üniversite ve yetişkinlik dönemlerinde kendini etrafındaki insanlardan kopuk, dışlanmış, reddedilmiş olarak hissettiği tekrar eden temalar vardır. Başarılı olmasına rağmen kendisini iş ve aşk konularında tercih edilmeyen kişiymiş gibi hissetmesiyle ilgili kök inançları vardı. Özellikle bir ilişkisi, “kopmuş, zedelenmiş” ilişkiler temasının dışa yansımasaydı.

Bir başka danışanım, boynundaki her fıtıkta aile bireylerinden birini taşıyordu. Annesini, kız kardeşini, erkek kardeşini ve onlardan kaynaklı yükleri sembolize ediyordu fıtıklar. Bu yükler ve aşırı sorumluluk danışanın boynunda taşıyabileceğinden çok fazla ağırlık yaratıyordu.

Bir hastalık çalışıyorsak ben her zaman o hastalığın başladığı zamanda ne olduğu, kişinin aklından hangi cümle geçtiğini ve hissini bulurum. Bu ifade hastalığın bedende neden tutulduğuna dair fikir verir bize. Fıtık aynı zamanda kişinin kendisi ve çevresiyle verdiği savaşı temsil eder. Mükemmeliyetçilerde görülür. Hayatında her şey yolunda gitsin diye çok çaba sarf ettiğini hissedenler, fazladan sorumluluk yüklenenler, özellikle aldatılma hikayesi olanlar, kendini kontrol için çok çabalayanlarda…

Bu bahsettiğim konuları okuduğunuzda sizde bir şeyler titreştiyse ve geçmeyen bir boyun rahatsızlığınız varsa bir uzmandan yardım almanızı öneririm. Eğer bir uzmana erişiminiz henüz yoksa hayatınızı yeniden ele alıp hastalığı nerede neden başlattığınız yönünde düşünmenizi öneririm. Özellikle kendinizi entelektüel yani zihinsel açıdan değersiz hissetme ve kendiniz olmakla ilgili konularınıza bakabilirsiniz.

Hangi ilişki kalp beyin bağlantınızı zedeledi?

Hangi konuda değersizleştirildiniz?

Hangi konuda size yukarıdan bakıldı?

Belki zekanızla dalga geçildi, belki kendinizi aptal hissettiren bir patronunuz oldu?

Belki arkadaşlarınız sizi dışladı?

Belki evleneceğiniz kişinin ailesi tarafından beğenilmediğinizi düşündünüz? Çalıştığınız iş yerinde performansınız yetersiz bulundu?

Bu sorularla ilgili doğru travmalara gidip şu olumlu kalıpları ve bakış açılarını hayatınıza yerleştirmek sizi hafifletecektir.

“Zihnim hafif ve uyumlu.

Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.

Kendim olmakta özgürüm.

Kendim olmayı seçiyorum.”

Kaynaklar:

Tüm hastalıkların zihinsel nedenleri, Louise Hay

Evet derseniz olur, Yeşim Kuzu

Küçük beyaz şifa kitabı, Nil Gün

Bioreprogramming ders notları, Isabelle Benarous

Bilinçaltı, Eğitimler, ThetaHealing

ThetaHealing Temel DNA Muğla Eğitimi

Thetahealing TEMEL DNA EĞİTİMİ Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası Kopyası

Eğitmen: Gülden Çakır Soylu

Süre: 3 gün (15 saat) (Cuma iş çıkışı saatlerinde başlanır)

Yer: Muğla, merkez

İletişim ve kayıt: cakirgulden@gmail.com

Katılım için herhangi bir şart yoktur. Eğitim sonunda uluslararası sertifika verilecektir. Kendinizi daha iyi tanımanızı sağlayacak, hayatları dönüştüren ve hayalleri gerçekleştiren bu mucizevi eğitimde buluşalım…

Bilinçaltı, Eğitimler, ThetaHealing

İçsel çağrınız geldiyse: ThetaHealing® Eğitimleri

İki yeni eğitimimiz var önümüzde… Kasım ve aralık aylarında Çeşme’de gerçekleşecek. Genelde eğitimlere katılmalar şu şekilde oluyor: Eğitim ilanını görüyorsunuz veya thetahealing tekniği ile ilgili bir yazı okuyorsunuz ve içinizden bir ses “orada olmalısın” diyor. İçsel çağrı diyorum ben buna… Çünkü hep söylediğimiz gibi aslında bu bilgileri biliyorsunuz. Eğitimde sadece bunları hatırlayacaksınız. Ben de size yol boyunca rehberlik edeceğim. İçsel çağrısı gelen, kendisiyle yüzleşmeye, öğrenmeye açık, grup çalışmasına uygun ve “doğru zaman bu zaman” diyenleri sevgiyle bekliyorum.

IMG-8904

Thetahealing® Basic DNA Eğitimi

Eğitmen: Gülden Çakır Soylu

Tarih: 15-16-17 Aralık 2019

Yer: Çeşme, İzmir

İletişim: 0 532 352 50 57

Thetahealing® Yaradan aracılığıyla kendinize ve başkalarına fiziksel, duygusal ve spritüel olarak şifa vermenizi sağlayan bir meditasyon tekniğidir.

Thetahealing® Kurucusu Vianna Stibal’dan:

“Thetahealing’in heyecan verici dünyasına hoş geldiniz. Hepiniz kendi kişisel yolculuğunuz için burdasınız, hoş geldiniz! Şunu bilin ki, bugün Temel DNA seminerine başlayarak, dünyanızı pek çok farklı boyutu deneyimlemeye açıyorsunuz. Bilin ki sizi buraya Her şeyin Yaratıcısı keyifli bir yolculuk için getirdi.

Her şeyin Yaratıcısı’na bağlandığınız zaman beyin dalgalarınız otomatik olarak teta durumuna geçer. Bu bilinç durumunda, her şeyi anında yaratabilir ve değiştirebilirsiniz. Yaradan bize bu bilgiyi koşulsuz olarak verdi. Bu bilgi benim ve birçok kişinin hayatını değiştirdi.

Bu seminerde size Var olan Her Şeyin Yaratıcısı’na bağlanma yolu, Yaradanla beraber yaratma potansiyeliniz gösterilecek ve bilincinizi uzağa taşımanın yöntemi öğretilecek. Aynı zamanda DNA aktivasyonu, sezgisel beden tarama, gelecek okuması yapma, koruyucu meleklerle iletişim kurma, birlikte şifa yapma ve Yaradan’ın gücü ile düşünce sistemlerini değiştirmeyi öğreneceksiniz.”

IMG-8905

Thetahealing® İleri DNA Eğitimi

Eğitmen: Gülden Çakır Soylu

Tarih: 6-7-8 Aralık 2019

Yer: Çeşme, İzmir

İletişim: 0 532 352 50 57

Thetahealing Advanced (İleri) DNA Eğitimi’nde Basic (Temel) DNA eğitiminde öğrendiklerinizin üzerine yeni bilgiler ekleyeceksiniz.

Tüm seviyeler hakkında daha fazla detay öğrenecek, başka seviyelerde yapılmış olan ve artık size hizmet etmeyen yeminleri, zorunlulukları iptal etmeyi ve kırılmış ruhları nasıl iyileştireceğinizi öğreneceksiniz. Zihninizde öfke, intikam, kızgınlık, pişmanlık, kin, saldırganlık, kıskançlık ve acı gibi rastgele düşünceleri tutarak zarar gören kısımları temizleyeceksiniz. Bu sizin enerjiyi daha fazla kullanabilmenizi ve daha hızlı iyileşmeler elde etmenizi sağlayacak.

Ayrıca bu eğitimde eğitmeniniz tarafından daha önce hiç deneyimlemediğiniz 1000’den fazla his size yüklenecek.

Bilinçaltı, ThetaHealing

Yaz bitmeden ThetaHealing ile tanışın

Thetahealing TEMEL DNA EĞİTİMİ Kopyası Kopyası Kopyası

Yaz bitmeden kendine bir katkı yapmak isteyenleri eğitimimize bekliyorum. 30-31 Ağustos – 1 Eylül tarihlerinde Çeşme’deyiz. Katılım için herhangi bir şart yoktur.

Hayatınızı Yeniden Yaratın…

1994 yılında Vianna Stibal tarafından bulunan ve halen gelişmeye devam eden ThetaHealing® tekniği dünya üzerindeki en güçlü enerji-şifa tekniklerinden biri.

Ruhsal, bedensel ve zihinsel bir teknik. Yalnızca ruh, beden ve zihni bir araya getirmekle kalmıyor, aynı zamanda görüneni görünmeyenle, bilimselliği sezgisellikle, modern tıbbı hastalıkların altında yatan zihinsel nedenlerle birleştiriyor.

İsmini “theta” frekansından yani derin hipnozda beynin yaydığı frekanstan alıyor. “Healing” ise “iyileştirmek, şifalandırmak” anlamına geliyor. Eskiden beynin teta frekansına sadece uyku halinde çıkılacağı düşünülürken şimdilerde bu frekansa zihin uyanıkken de geçilebileceği biliniyor. ThetaHealing temel DNA eğitimini tamamladığınızda teta durumuna birkaç dakikadan kısa bir sürede geçmeyi öğreniyorsunuz.

Bu bilinç durumunda her şeyi anında yaratabilir ve değiştirebilirsiniz. En önemlisi de bilinç altınızda kodlanmış yanlış inançları değiştirmeyi deneyimlersiniz. Bu eğitimden sonra bir anlamda kendi kendinizin terapisti olacaksınız. Tekniği kendinize ve başkalarına da uygulayabileceksiniz. Unutmayın, siz değiştikçe gezegen de değişiyor.

Bu eğitimde ayrıca DNA aktivasyonu, sezgisel beden taraması, gelecek okuması, koruyucu meleklerle iletişim kurma, birlikte şifa yapma ve doğru sorular sorarak kökte yatan negatif inançlara ulaşma ve bilinçaltının bilmediği hisleri kendinize ve başkalarına yüklemeyi öğreneceksiniz.

Eğitimin içeriği:

  • Şifa ve Okumaların Genel Hatları
  • Thetahealing® Tekniği
  • İnanç Çalışması – Dört Seviyede İnançlar
  • His Çalışması
  • Kazma Çalışması
  • Yedi Varoluş Seviyesi
  • Ruh Eşi Yaratımı
  • Yaratım
  • Gelecek Okuması
  • DNA Aktivasyonu
  • Uygulamalar

İletişim: 05323525057

 

Bilinçaltı, Eğitimler

2019’un ilk ThetaHealing Temel DNA Semineri

Thetahealing TEMEL DNA EĞİTİMİ

Thetahealing® Basic DNA Eğitimi

Eğitmen: Gülden Çakır Soylu

Tarih: 11-12-13 Ocak 2019

Yer: Çeşme, İzmir

İletişim: 0 532 352 50 57

Thetahealing® Yaradan aracılığıyla kendinize ve başkalarına fiziksel, duygusal ve spritüel olarak şifa vermenizi sağlayan bir meditasyon tekniğidir.

Thetahealing® Kurucusu Vianna Stibal’dan:

“Thetahealing’in heyecan verici dünyasına hoş geldiniz. Hepiniz kendi kişisel yolculuğunuz için burdasınız, hoş geldiniz! Şunu bilin ki, bugün Temel DNA seminerine başlayarak, dünyanızı pek çok farklı boyutu deneyimlemeye açıyorsunuz. Bilin ki sizi buraya Her şeyin Yaratıcısı keyifli bir yolculuk için getirdi.

Her şeyin Yaratıcısı’na bağlandığınız zaman beyin dalgalarınız otomatik olarak teta durumuna geçer. Bu bilinç durumunda, her şeyi anında yaratabilir ve değiştirebilirsiniz. Yaradan bize bu bilgiyi koşulsuz olarak verdi. Bu bilgi benim ve birçok kişinin hayatını değiştirdi.

Bu seminerde size Var olan Her Şeyin Yaratıcısı’na bağlanma yolu, Yaradanla beraber yaratma potansiyeliniz gösterilecek ve bilincinizi uzağa taşımanın yöntemi öğretilecek. Aynı zamanda DNA aktivasyonu, sezgisel beden tarama, gelecek okuması yapma, koruyucu meleklerle iletişim kurma, birlikte şifa yapma ve Yaradan’ın gücü ile düşünce sistemlerini değiştirmeyi öğreneceksiniz.”

Eğitimin içeriği:

  • Şifa ve Okumaların Genel Hatları
  • Thetahealing® Tekniği
  • İnanç Çalışması – Dört Seviyede İnançlar
  • His Çalışması
  • Kazma Çalışması
  • Yedi Varoluş Seviyesi
  • Ruh Eşi Yaratımı
  • Yaratım
  • Gelecek Okuması
  • DNA Aktivasyonu
  • Uygulamalar
Bilinçaltı

Evrensel Yasalar ve Beyin Haritaları

Yazı

İnançlarımızı yaşadığımız deneyimler sonucu mu elde ederiz yoksa inançlarımıza dayanan deneyimler mi yaratırız?

İlk bakışta her iki önerme de doğru gibi geliyor ama insanların çoğunluğu inançlarımızın deneyimler sonucu oluştuğunu düşünüyor. Evrensel yasalar ise ikincisinin geçerli olduğunu söylüyor. İnandığımız ya da olmasını beklediğimiz şey, zaman içinde bilinçaltı düzeyinde bizim gerçekliğimizi şekillendiriyor.

İçinde yaşadığımız evreni anlamak kendimizi anlamaktan geçiyor. Doğudan batıya tüm öğretiler değişimin insanın özünü görmesiyle başlayacağını yani içeriden dışarıya doğru olacağını söylüyor. Yani neyi değiştirmek istiyorsak önce kendimiz değişeceğiz. Bilim de evreni anlamak için daha derinlere atom altı seviyelere, atomdan da küçük parçacık düzeyine inmiyor mu? Klasik fiziğin bazı durumları açıklamada yetersiz oluşu bu kadar derinlere inilmesine sebep değil mi?

Makronun Bilgisi Mikronun İçinde

Kuantum teorilerinin hayatımıza uygulanışı artık ev hanımlarına kadar sirayet etmiş durumda. Hepimizin bildiği gibi madde atomlardan oluşuyor. Atom bir çekirdekte bulunan proton ve nötronlardan ve çekirdeğin etrafında orbitallerde bulutlar şeklinde dönen elektronlardan oluşuyor. Proton ve nötronlar kuarklardan, kuarklar ve elektronlar sicimlerden oluşuyor. Kuantum sicim kuramına göre sicim teorisi maddenin ve dolayısıyla evrenin titreşen atom altı enerjilerden oluştuğunu söylüyor.

Her şey bir enerji formu ve zihinlerimiz bu enerjiyi tezahür ettiriyor. Anne rahmine düştüğümüz andan itibaren bilinçaltımıza programlı inançlar ve beklentiler depoluyoruz. Yani “insanlar güvenilmezdir” cümlesine inananlar hayatları boyunca bu inancı doğru çıkaran örneklerle karşılaşıyorlar. Beklediğimiz ve inandığımız şey hayatımızda ortaya çıkıyor. Çünkü biz o beklentilerimizle mikro boyutta psiko-fiziksel güçleri harekete geçiriyoruz.

Bunun nasıl olduğunu iki açıdan anlatmaya çalışacağım. Birincisi “benzer benzeri çeker” yasası. Hayatımıza giren veya girmesini istediğimiz şeylerle sürekli temas halindeyiz. Eğer kendimizi iyi hissettirecek, bize iyi gelecek şeylerin hayatımıza girmesini istiyorsak bizim enerjimizin de benzer bir titreşim yayıyor olması gerekir. Aksi takdirde negatif unsurlar negatif unsurlara doğru çekilir. Negatif dediğimiz şey bizi atıl bırakan, aşağıya çeken, hasta eden ve faydadan çok zarar veren unsurlardır.

İkinci açı nöropsikolojik bir değerlendirmedir. Bir şeyi ne kadar çok uygularsak beynimizi değişime o kadar çok eğitmiş oluyoruz. Kanadalı nöropsikolog Donald Hebb “Birlikte ateşlenen nöronlar birlikte bağlanır” der. Bir deneyimi tekrar ettiğimiz her seferde, deneyim bizde daha yerleşik hale gelmektedir. Yeterli miktarda tekrarlama ile bu otomatik bir hal almaktadır. Bu yeni deneyime ilişkin duyguları ve hisleri tekrar tekrar hissettiğimiz zaman yalnızca beynimizdeki yapılar birlikte bağlanmakla kalmayıp aynı zamanda seratonin, dopamin ve oksitosin gibi iyi hissetmemizi sağlayan hormonların salınımını da harekete geçirebiliyoruz.

Yani biz beyin haritalarımızdaki sinir hücreleri arasındaki bağlantıları doğru yönde dönüştürebilirsek ve kendimizi bu haritaya eşlik eden güzel duygularla tanımlayabilirsek “zaman içinde bu güzel duygular bize tanıdık gelmeye başlar ve temelimiz geçici olarak sallandığında bile kendimizi sağlam zemine döndürme becerimize güvenmeye başlarız.” [1]

Aynı kolejde okuyan üç popüler genç bir psikoloji deneyinde yer alırlar. Birkaç hafta boyunca çok hoş ama son derece utangaç, sade görünüşlü, pek popüler olmayan bir kıza sanki çok çekici ve popülermiş gibi nazik ve dostça davranırlar. Sonuç olarak genç kızın giyim kuşam ve davranışlarında dikkat çekici değişikliler gerçekleşir.

Genç kız daha önce reddedilme ve önemsenmeme beklentisi içindedir ve bu beklentisi gerçekleşmiştir ancak yaşadığı yeni deneyim onun beklentisini değiştirir. Böylece yeni bir hayat deneyimi yaratır. Genç kız çekici olduğu ile igili yeni inançlar oluşturur ve deney sona erdiğinde artık hayatı geri döndürülemez şekilde değişir.

Buna benzer araştırmalardan biri Dr. Kenneth Pelletier tarafından yürütülen uzun ömürlü insanlar üzerine yapılan bir çalışmadır. Araştırmaya göre uzun ömür yaşayan insanların ortak özellikleri beslenme ve egzersizin yanı sıra daha az hastalığa yakalanmış olmaları, dinç bir görünüme, mizah duygusuna ve keyif alacakları bir işe sahip olmalarıydı. Bunlara ek olarak uzun ömürlü olan insanların uzun ömürlü olmayı gerçekten bekleyen insanlar olduğu ortaya çıkıyordu. Uzun süre yaşamayacağını düşünen insanlar diğer etkenlere rağmen uzun yaşamıyorlardı.

Bunun adı “beklenti yasası”dır. Elbette bu yasaya girişin anahtarı bilinçaltından geçiyor. Çünkü bir insan çok başarılı olmak isteyebilir ama bilinçaltında aslında başarılı olmaktan korkabilir. Parayla ilgili hayalleri vardır ama bilinçaltında paranın “kendisini bozacağına” inanabilir. Tam tersi de geçerlidir. Bilinç düzeyinde kansere yakalanmaktan korkan biri illa hasta olacak anlamına gelmez. Çünkü bilinçaltında böyle bir korku kayıtlı olmayabilir.

Başa dönelim. Tüm öğretiler önce içimize dönmekten geçiyor demiştik. Benzerlik ve beklenti yasası üzerine çok fazla şey yazılabilir ve örnekler çoğaltılabilir. En doğrusu yaşantılarımızı bu yasalarla uyumlu hale getirmek bence. Hepimizin bildiğini varsaydığım ama hem kendim için hem de sizin için tekrar etmekte beis görmediğim birkaç öneriyle yazımı bitiriyorum. Öncelikle kendimizi çaresiz ve yetersiz hissettirecek olaylardan ve bu olaylar hakkında konuşmaktan uzak duralım. Sosyal medyayı ve interneti kendimize faydalı olanı araştırmak ve hayata katkı sağlamak için kullanalım. Son olarak bizi umutsuzluğa düşüren, pişmanlık, öfke, kızgınlık gibi duyguları tetikleyen sözlerden ve insanlardan uzak duralım.

Kaynaklar:

[1] Wolynn, M. (2016). Seninle Başlamadı, İstanbul: Sola Unitas,

Milman, D. (2017). Hayatınızın Amacı Doğum Tarihinizde Gizlidir, İstanbul: Akaşa Yayınları

Güner, M. (2018). Niyet Defteri, İstanbul: Destek Yayınları

 

Bilinçaltı

Şaşırtıcı, Etkileyici ve Büyüleyici bir Deneyim: ThetaHealing® Seansı

Earth

Kendime ve hayatımdaki olaylara bakış açımı değiştiren, bilinçaltımı temizleyen, uyguladığım insanlarda büyük dönüşümler yaratan ve sonunda ‘mucizelere şaşırmadığım bir noktaya’ geldiğim ThetaHealing® tekniğinin bir seansının içeriğinden bahsetmek istiyorum.

“Hastalık ahenk bozukluğudur”

İnsan yapısı itibarıyla üçlü bir sisteme sahiptir: Ruh, beden ve zihin. Bunların üçü bir bütündür ve herhangi birinde oluşabilecek bir problem, hayatımızı, bakış açımızı ve hayatımıza bundan sonra çekeceğimiz şeyleri olumsuz yönde etkiler.

Lousie Hay’den bu yana, hastalıkların belli başlı zihinsel sebeplerinin olduğunu biliyoruz. Örneğin, omurganızdaki bir sorun hayatınızdaki desteğin eksik olduğuna bir işaret olabilir. Veya midenizdeki bir sorun (gastrit, ülser…vb) hayatınızda hazmedemediğiniz bir noktayı veya özümseyemediniz bir değişimi anlatıyor olabilir. Dolayısıyla olayın/hastalığın sonucuna değil, nedenine bakmamız gerekiyor.

Herkesi ilgilendiren para, bolluk ve bereket konularına gelince… Belki daha fazla para kazanmak istiyorsunuz. Bilinç düzeyinde daha fazla parayı hayatınıza çekmek istiyorsunuz ama bilinçaltınızda paranın zor kazanılacağına dair bir inanç varsa veya benim gibi ancak çok yorularak para kazanacağınıza, böylece o parayı hak edeceğinize dair bir inanç varsa siz hayatınız boyunca yorulacağınız, kendinizi hırpalayacağınız işleri kendinize çekersiniz. Dolayısıyla bu negatif inancın sevdiğiniz işi yaparak, kolaylıkla, zevk alarak ve yorulmadan para kazandığınız inancına dönüştürülmesi gerekiyor.

Seanslarımıza biraz bu konulardan bahsederek başlıyoruz. Sonra ruh beden ve zihnin ortak hareket etmediği, yani bütünlüğün bozulduğu alana yöneliyoruz. O gün çalışacağımız konumuz bu alan oluyor. Psikoterapi tekniklerine benzer bir yol izleniyor. Sağlık sorunlarından, kaygı, endişe bozukluğu gibi rahatsızlıklara, para, iş, eş gibi konulardan, mutluluğa ve yaratıcılığa kadar her şey çalışma konularımıza giriyor.

thetahealing-sessions-banner

Seanslar nasıl uygulanır?

Bana ulaşıp randevu aldıktan sonra:

-Yüz yüze seanslar (Şu anda Muğla’da ve Çeşme’de uyguluyorum.)

-Telefon veya Skype (Görüntülü konuşma) görüşmesi yapıyoruz.

-Süre en az 1,5 saat.

Uzaktan çalışma nasıl yapılabiliyor diye merak ediyor olabilirsiniz. Şifa enerjisinin mekanı yoktur. Kuantum teorileri aslında madde diye bir şeyin olmadığını, her şeyin yoğunlaşmış enerji biçimleri olduğunu ispat etti. Dolayısıyla hepimiz enerjiyiz, enerji aynı oda içinde de dünyada kilometrelerce uzakta da olsa aynı şekilde çalışır. Uzaktan yapılan seansın yüz yüze yapılan seanstan bir farkı yoktur.

Ayrıca seansta kişinin ihtiyacı doğrultusunda ‘ruhsal bir detoks’ olarak düşünebileceğiniz bir arınma ve temizlik çalışması da yapılıyor. (Çakraların, hormonların, sağ ve sol beyinin dengelenmesi, anne rahmi temizliği, birikmiş öfke, kızgınlık gibi duygularla, size hizmet etmeyen anıların temizlenmesi…vb) Seansta ayrıca doğru yaratımın da nasıl yapılacağını deneyimliyoruz. Çünkü düşüncelerimiz her an hayatımızı şekillendiriyor. Gelecek, siz onu düşünürken oluşmaya başlıyor.

Okumak, Araştırmak ve Deneyimlemek

ThetaHealing® tekniği üzerine yazılmış pek çok makale ve yapılmış söyleşi bulabilirsiniz. Benim tavsiyem bunların okunması, araştırılması, izlenmesi ama mutlaka deneyimlenmesi. Çünkü benim için ThetaHealing® kendini yeniden inşa etmektir. Kırılmış ruhumuzu yeniden tam ve bütün yapmaktır. Hareket geçme yasasını hayatınıza çekmektir. Kısacası özünüzle bir olmak, tam ve bütün hissetmektir. ThetaHealing® ruhunuza borçlu olduğunuz bir şifa çalışmasıdır.

(ThetaHealing® and ThetaHealer® are registered trademarks of THInK at www.thetahealing.com)

Bilinçaltı

Bilinçaltını Yeniden İnşa Etmek

italy-1614931_960_720.jpg

“İçte neyse, dışta o

Üstte neyse, altta o” 

Üniversitede okuduğum bölümlerden biri olan Sosyoloji’nin bana en önemli katkısı Freud ve Jung’un bilinçaltı kavramlarıyla haşır neşir olmamdı. Psikoloji ile ilgilenen hemen hemen herkesin bildiği üzere Freud insan psişesini bilinç ve bilinçdışı olarak ikiye ayırıyor. Aslında üç sistemin yönettiğini söylüyor insanı: İd, ego ve süperego.

İd: Benliğimizin arzulayan, ihtiyaçlarının hemen karşılanmasını isteyen dürtüsel ve ilkel bir enerji merkezi.

Ego: İdin arzu ve istekleriyle dış dünyanın gerçekleri arasında denge kuran, kısacası insanın uyumlu yaşamasını sağlayan bir sistem.

Süperego: Egonun toplumsallaşması sonucunda gelişmiş, kültürel kodlara ve ahlaka göre şekillenmiş hali. En temel anlamıyla vicdan.

Bu üçünün uyumsuz çalışması ruhsal çatışmalara sebep oluyor. Bir dönem Freud’un öğrencisi olan Carl Gustav Jung bu kavramlara bir de “kolektif bilinçdışı”nı ekliyor. Kolektif bilinçdışını, insanın atalarından aktarılan ortak imgelerin ve yaşantıların insan psişesini etkilemesi olarak tanımlayabiliriz. Örneğin, bir bebeğin kolektif bilinçdışındaki “anne” imgesi sayesinde annesini algılaması veya bir insanın yılandan korkması için yılanla karşılaşmış olmasına gerek olmaması gibi… Jung ve Freud’un çalışmalarının ve ilişkilerinin birbirlerini “döngüsel nedensellik” ilkesiyle birbirini etkilediğine inanıyorum. Carl Gustav Jung’un otobiyografik kitabı “Anılar, Düşler ve Düşünceler” bu etkileşimi anlatan şahane bir kitap bence. (Can Yayınları, 2012) (Bu arada kimi kaynaklarda bilinçdışı kimi kaynaklarda bilinçaltı olarak geçiyor kavram. Biz bilinçdışı olarak öğrendik ama bilinçaltı Dücane Cündioğlu’nun tanımlamasıyla topografik değeri daha yüksek bir tanım, [1] dolayısıyla bilinçaltı daha yaygın ve dile oturan bir terim.)

Psikanalitik yaklaşım gibi pek çok psikolojik yaklaşım (Gestalt, humanistik…vb) insanı anlama yolunda değerli kapıları açmıştır. Ama modern çağlarda hiçbir psikolojik yaklaşım kuantum temelli öğretiler kadar yaklaşmamıştır insanı anlamaya.

“Evrenin en anlaşılamaz tarafı anlaşılabilir olmasıdır.”

Einstein

O zaman biz de konumuza yaklaşalım. Küçücük bir hücre, evrenin tüm bilgisini içinde taşıyor. Yani mikro kozmos, makro kozmosun bilgisini içeriyor. İçinde bulunduğumuz evrenle uyumlu yaşamak için temizliğe özden başlamamız gerekiyor. Çünkü özümüz kirlenmiş durumda. Peki bu öz nasıl kirleniyor? Öncelikle bu hayatta yaşadıklarımız, yani ana rahmine düşmemizden itibaren hissettiklerimiz, bize hissettirilenler… 0-6 yaş arasında deneyimlenen ve bilinçaltımıza kodlanan inançlar, bilgiler, hisler fazlasıyla etkiliyor bizi. Yetişkinliğe kadar devam ediyor kodlamalar. İkincisi ailemizden, daha doğrusu atalarımızdan getirdiğimiz negatif etkiler: Yani DNA’mıza kodlanmış olan geçmiş nesillerden gelen küçük bilgi birimleri… Buralarda neler yok ki? Atalarımıza ait kaygılar, travmalar, stresler, yanlış inanç kalıpları hatta kötü karmalar… Yedi nesil geriye kadar gidiyor zincirin halkaları. Bir diğer negatif etki ise geçmiş yaşantılardan bize gelenler… Hepimiz tekamül eden ruhlarız, dolayısıyla geçmiş yaşantılarımızda öğrenemediğimiz duyguları ve erdemleri öğrenmeye geliyoruz bu dünyaya. Dolayısıyla geçmiş yaşantılardan gelen karmayla ilgili bağlantılar da özümüzde izler bırakıyor. Bir diğeri kolektif bilinçdışında kodlanmış negatif kayıtlar. Bunlar atasözleri gibi sözlü deneyimler ile (“Para ile saadet olmaz.”) olduğu kadar semboller ve rüyalar yoluyla da bize geliyor. Kolektif bilinçdışından gelen korkular da ziyadesiyle etkiliyor bizi. (“Dünya gitgide kötüleşiyor, dünyanın sonu geliyor.”) Ve son olarak psişik boyutlardan gelen (içinde her türlü metafizik saldırının da bulunduğu) negatif etkiler… En basitinden nazar mesela. Nazarın enerji boyutunda düşük bir frekans olduğunu hatırlatalım. Bilinçaltımız bizi dış etkenlerden bir kalkan gibi korusa da -sevdiklerinden ona zarar gelmeyeceğini düşünüyor olsa gerek-, en savunmasız kaldığımız noktalar belki de sevdiklerimizin fark etmeden bize yaptığı saldırılar. Yani Shakespeare’e çıkıyor her yol. Bazen kendi ailemizden ya da en sevdiklerimizden görüyoruz ihanetin en büyüğünü.

Kendi özünü yeniden inşa etmek, fabrika ayarlarına geri dönmek…

1994 yılında Vianna Stibal tarafından bulunan ve halen gelişmeye devam eden Thetahealing® tekniği dünya üzerindeki en güçlü enerji-şifa tekniklerinden biri. Thetahealing’i tek bir boyutuyla açıklamak zor, çünkü çok yönlü bir öğreti. Benim için Thetahealing® hem nörofizyolojik hem de ruhsal bir çalışma. Medikal bir yönü olduğu kadar, spritüel bir boyutu da var, öte yandan kuantum teorileriyle de birebir örtüşüyor.

Yukarıda bahsettiğimiz hayatımızdaki tüm negatif etki alanları thetahealing gibi sezgisel/spritüel, kuantum temelli şifa teknikleriyle iyileştirilebiliyor. Ben buna “bilinçaltını yeniden yapılandırmak” diyorum. Tek tek taşları sökerek, yerinden kaldırarak, altına bakarak yanlış kodlanmış ne kadar inanç varsa bunları yeniden inşa ediyoruz yani. Buz dağının altına bakma cesareti gösteriyoruz aslında. Bilinçaltı yeniden inşa edilince, biz de yeniden inşa ediliyoruz. Hem de daha sağlam temellerle… Daha sağlam temeller hayatımızı yeniden inşa ediyor. Teknolojik bir terminolojiyle fabrika ayarlarına geri dönüyoruz.

Nasıl yapıyoruz bunu peki? Tüm çalışmalarımızı Thetahealing®’e adını veren beynin theta dalga frekansında yapıyoruz. Bilinçaltı çalışmaları, bilinçaltını etkilemenin en iyi yolunun bütün çabanın en aza indiği uykulu ya da uykuya yakın bir hale geçmek olduğunu düşünen Fransız psikoterapist Charles Baudoin’den [2] bu yana alfa (Usui Reiki vb.) veya Thetahealing tekniğinde olduğu theta frekansında yapılıyor. Buradaki değişimler anında aktive oluyor ve hayatımızı etkilemeye başlıyor. Özetle: Topografik olarak önce bilinçaltımız, sonra kendimizi, sonra da hayatımızı yeniden inşa ediliyor.

[1] Cündioğlu, D. (2008, 20 Temmuz) Bilinçdışı”ndan bilinçaltı”na. https://www.yenisafak.com/yazarlar/ducanecundioglu/bilincdiindan-bilincaltina-11972 adresinden 5 Ocak 2018 tarihinde erişildi

[2] Murphy, J. Bilinçaltının Gücü. Koridor Yayıncılık. İstanbul, 2007