Psikoloji, Psikoterapi

Nasıl bir ilişki yaşadığınız bebekliğinizle ilgili olabilir

İlişkilerinizde en az ki kez benzer şekilde terk edildiyseniz, en az iki kez size kendinizi değersiz hissettiren veya sorunlu partnerleri çektiyseniz ya da tüm ilişkileriniz en fazla bir iki ay sürüyorsa bağlanma stilinize bakmanızda fayda var. Dönüp dolaşıp her şey  John Bowly’nin bağlanma kuramına dönüyor. Bebekken (özellikle 0-6 aylıkken) annenizle, daha doğrusu size bakım veren kişiyle ilişkiniz nasıldı? Annenizin vermesi gereken temel ihtiyaçlar neydi hatırlayalım. Dokuz ay emzirme, besleme, uyutma, (aynı yatakta uyuma değil!) giydirme, temizleme, oyun oynama, dokunarak sevgi verme, koşulsuz sevme ve kabul etme (bu ok hayati!), takdir etme ve onaylama…

Eğer bunlardan biri ya da birkaçı eksikse, bizimle sağlıklı ve dengeli bir ilişki kuramayan bir annemiz olduysa bizim bağlanma stilimiz de buna göre gelişir ve bu tüm hayatımızı etkiler. Örneğin, bebek doğduğunda anne depresyonda olabilir, kocasıyla, kayınvalidesiyle ya da kendi annesiyle sorunları olabilir, yalnız ve desteksiz hissedebilir, bir bebeği nasıl büyüteceğini bilmemektedir, kendini yetersiz hissedebilir, yanlış bir evlilik yaptığını düşünebilir, eşi görev için uzaktadır, çocuğu kendisine benzememekte, belki de ona iyi davranmayan kayınvalidesine benzemektedir (buna da çok rastlıyoruz) Bunların hepsi annenin bebeğe bakışına istemsiz “gölge” düşürür, bebek annenin bakışlarında güven, sevgi ve onaylanma bulamazsa üç şey yapar: Önce panik yapar, sonra tekrar iletişim kurmaya çalışır, bunlar olmazsa da üç güvensiz bağlanma stilinden birini benimser. Çünkü bir şekilde hayatta kalmanın bir yolunu bulmalıdır!

  1. Kaygılı bağlananlar: Kendilerine karşı güvenleri yoktur ama hayata karşı güvenlidirler. Kendilerini değersiz görür, sürekli kendilerini kanıtlama çabası içindedirler. İlişkilerinde gerçekçi olmayan beklentilere girerler. Mesela partnerlerine, onlardan daha fazla oranda yakınlaşma ihtiyacında olurlar. Alma verme dengesini aslında kendileri bozarlar ama partnerlerini de kendilerine yeterince yakın olmamakla suçlarlar. Terk edilme korkuları yoğundur. Sürekli ayrılık korkusu yaşarlar. Yakın ilişkilerinde aşırı karışır hale gelirler, kıskançlıkları vardır, eşlerini kontrol etmeye çalışırlar. Değerli hissedebilmek için neredeyse “bağımlı” hale gelirler. Sanki ondan başka kimse kendilerini sevemeyecektir. Cinsel birleşmeden ziyade sarılıp uyuma tarzında bir yaşam tarzı benimserler. İlişki içinde duygusal iniş çıkışlar vardır. İlk görüşte aşka inanırlar ama aslında bu da sahtedir çünkü eşlerini idealize etmektedirler. Bu yüzden kendi hiçbir duygusal ihtiyacını karşılamayan bir ilişkinin içinde takılıp kalırlar. Bu yıllar süren bir evlilik de olabilir. “Ne yapayım kaderim böyleymiş.” “Allah beni böyle imtihan ediyor” derler dururlar.
  2. Korkulu bağlananlar: Bu kişiler hem kendine ve hem de hayata güvenemezler. İlişkiye girmekten kaçınırlar. Çünkü değersiz olduklarını ve kimsenin onları sevmeyeceğini düşünürler. Kendilerini başkalarının sevgisine layık bulmazlar. Hem kendilerine yönelik saygıları düşüktür hem de diğer insanların güvenilmez ve reddedici olduklarını düşünürler. Genelde fiziksel görüntülerinden memnun değillerdir. Kaçıngan, korkup kaçan, bağlanamayan insanlardır. Kendisine biri yaklaşsa bile onları reddetmeyi tercih ederler. “Erkeklere güvenilmez”, “Kadınlara güvenilmez” “Bu hayatta kimseye güvenmeyeceksin” diyen kişilerdir bunlar. Ama hepsinin altında “ilişki korkusu” yatar.
  3. Kayıtsız bağlananlar: Bu kişilerin kendine güvenleri vardır ama hayata güvenleri yoktur. İşkolik, soğuk ve uzak insanlardır. Yakınlık istemezler ama bunu korkuyla değil kendilerini değerli bulurken diğerlerini değersiz buldukları için tercih ederler. İlişkiden kaçınırlar, bağımsız kalmayı seçerler. Partnerlerine güven duymazlar, kendine birisinin bağlanma fikri onları gerer. (Daha çok erkeklere uyuyor gibi değil mi?) Bu kişiler aşk yaşantısı olmadan cinsel ilişkiye girebilirler. Kendileri stres altındayken yalnız kalmayı tercih ederler, partnerleri de stresliyse ondan da uzaklaşırlar. “Ben kimseye ihtiyaç duymam”, “Kendi ayaklarım üzerinde, güçlüyüm” derler, çünkü bir başkasının yardımına ihtiyaç duymak demek o insana bağlanmış olmak, o insanı sevmek demektir. Oysaki bu durum bebeklik döneminde annenin onlara yakınlık göstermediği/reddettiği/uzak durduğu zamanlarda hissettikleri olumsuz duygu gibi bu insan tarafından da reddedilme korkusu yaratacaktır. Kendilerini açmazlar, kendisini açan insanları da itici bulurlar. Bir kadın olarak ve bir danışman olarak tavsiyem böyle bir erkekten (eğer terapi almamışsa/almıyorsa) derhal uzak durmanız. Kendi güvensiz bağlanma stilleriniz için de naçizane önerim bunları fark edip destek almanız. Terapiyle (özellikle psikoterapi, şematerapi ve thetahealing ile) güvensiz bağlanma stilinizi güvenli hale getirebilirsiniz.

Güvenli bağlanma var mı peki? Ben kendi çocukluklarına çalışan annelerin çocuklarının güvenli bağlanma yaşadıklarını düşünüyorum. Bu anneler bilinçli ve kendileriyle yüzleşiyorlar. Ama biz ve bizden önceki nesiller biraz sorunlu… Bireysel çalışmalarımıza bu konuda güzel dönüşümler elde ediyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s