Psikoloji

Plajlara başka bir bakış…

photo-1557871857-4b140ee1956b

Bir tatil kasabasında sıcak bir haziran günü… Sezon henüz tam olarak başlamamış, plajlar henüz dolmamış. Az sonra elinde tripodu ve telefonuyla güzel, bakımlı, saçları yapılı genç bir kadın giriyor kadrajıma. Üzerinde uçuş uçuş bir plaj elbisesi… Modaya uygun bir hasır şapka ve hasır bir de çanta takmış… Önce denizin fotoğrafını çekecek zannediyorum. İskelede kamerasını kurup salına salına yürüyormuş gibi yaparak kendini çektiğini anlamam uzun sürmüyor. Rüzgar elbisesini dalgalandırıyor. Güneş, deniz ve rüzgar da eşlik ediyor ona… Güzel kareler yakaladığını tahmin edebiliyorum. Buraya kadar her şey normal. Muhtemelen bir “influencer” ya da instagramda moda sayfası olan bir kişi. İşinde uzman görünüyor, zaten bu bahsettiğim çekim yarım dakika bile sürmüyor. Devamında bir koşturmaca başlıyor. Genç kadın gidip kostümünü değiştiriyor. Yine çok şık, transparan bir plaj elbisesi ve onunla uyumlu bikinisini, terliğini..vs giyiyor. Bu kez ekip arkadaşı çekiyor fotoğraflarını. Hamakta yatıyormuş gibi yapıyor, denize iskeleden elini uzatıyormuş gibi, güneşleniyormuş gibi… Ama bunların hiçbirini aslında yapmıyor. Bu dediklerim de en fazla bir iki dakika içinde tamamlanıyor ve saniyeler içinde çekip gidiyorlar. Şimdi burada bir tuhaflık yok mu? Yaşamış gibi yapmakla yaşadığın bir anın tadını çıkarırken o anı kalıcılaştırmak arasında bir fark yok mu?

Amacım asla intagram, facebook, pinterest gibi sosyal medya uygulamaları üzerinden iş modeli yaratanlara ya da içerik üreticilerine sataşmak değil… Onların içinde de güzel hikaye anlatıcıları var. Günümüzün hikaye anlatıcıları onlar bence. Ama dedim ya… Örneklerini giderek artan şekilde gördüğümüz bu tarzın hikaye anlatıcılığıyla yakından uzaktan bir ilgisi yok… Çünkü ortada bir hikaye yok. Ortada çok mekanik, robotumsu, bir çırpıda yapılıp edilen bir şey, yalan bir dünya var.

Bu fotoğrafları sayfasına koyup da yaşamış gibi anlatıyorsa ve birtakım gençler buna özeniyorsa hakikaten burada bir sorun var bence. Şahsen ben de bu tarz çekimlerde bir parça da olsa gerçeklik vardır diye düşünenlerdendim. Neyse ki bu konuda yazanlar da arttı. Özellikle işin içinde olup, o dünyanın içindeki ikiyüzlülüğü anlatanlar var. İşini samimiyetle yaptığını düşündüğüm içerik üreticilerinden Gözde Tezer bir paylaşımında, ilki uygulama ile rötuşlanmış ikincisi ise doğal halini gösteren iki fotoğraf paylaşıp, “eskiden olanı paylaşırdık, şimdi olması gerekeni paylaşıyoruz” diyor. Araştırmalara göre instagram gençleri en depresif hissettiren sosyal medya alanıymış. Çocuğuna bile fotoşop yapanların olduğunu söylüyor Tezer.

photo-1543604597-abe579d7bbd4

Buradan yola çıkarak biraz araştırma yapıyorum. Çünkü bu bir toplumsal değişim bence. Kadın imgesinin metalaştırılması zaten çok eskiye dayanan bir konu. Cosmopolitan gibi kadın dergileriyle başlayan süreç, reklamlarla promote edildi, sonra dizilere sonra da dijital mecraya (bir anlamda zihinlerimize) sirayet etti. Okuduğum araştırmalardan birinde sosyal medyanın yoğun kullanımının ileride yalnızlığa ve depresyona yol açtığına dair bulgulardan söz ediliyordu. İki Alman üniversitesinin araştırmalarına göre ise, başka kullanıcıların profillerini pasif bir şekilde takip eden birçok kişi, özellikle de tatil fotoğraflarına bakarken kıskançlık ve kin duyguları besliyormuş.

Hepimizin “persona”ları var. Persona (maske) Carl Gustav Jung’a göre bireyin dış dünya ile ilişkilerinde uyum sağlaması ya da başa çıkabilmesini sağlayan sistemin adıdır. Persona, çocukluk yıllarında ebeveynlerin beklentilerine uygun davranma ihtiyacından doğup gelişir. Persona aynı zamanda başkalarına nasıl görünmek istediğimizi de ifade eder. Bu bağlamda herkes belli bir ölçüde persona geliştirir, bu bizim ruhsallığımızın bir parçası. Geliştiremezsek zaten huzursuz, kaba, saldırgan olma ihtimallerimiz artar. Ancak personanın aşırı gelişmiş olması da kişiyi kendi kendine yabancılaştırır. Yani gerçek kimliğin ile topluma yansıtmaya çalıştığın personan arasındaki mesafe açılırsa kendinden uzaklaşırsın. İşte burada sorunlar başlar. Üstelik bir insanın samimi olup olmadığını anlamak temel duyularımız dışında psişik bir algılama olduğu için aslında hepimiz gün içerisinde bu ölçümleri sayısız kez yapıyoruz.

Lacan gerçeklikle ilgili üç düzey tanımlıyor. Hakiki, imgesel ve simgesel olarak kodlanan. İmgesel düzeyin hakikinin önünde kodlandığı durum gerçek algımızın da manipüle edilmeye başlandığı an ki; eyvah evyah…

Elbette en başta içine doğduğumuz ailemizin, sonra okuduğumuz okulun, hatta ilkokul öğretmenimizin, içinde yetiştiğimiz toplumun kısacası personamızın bir tasarımıyız. Hepimiz bir tasarımız… Yeter ki bu tasarım öze gölge düşürmesin…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s