Eğitimler, Psikoloji

Suçladığınız insanların acılarına bakmak…

forgive

İnternet üzerinden yapılan “Waking Up in the World” başlıklı on günlük bir seminerin duyurusunda Clarissa Pinkola Estes’in adını okuyunca hemen kayıt oldum. Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabı birçok kadının hayatına dokunduğu gibi benim de başucu kitaplarımdandır. Clarissa Pinkola Estes’e hem Jungcu analizleriyle hem de hikayeler yoluyla yaptığı sağaltımlarından dolayı hayranım. Bahsettiğim seminerde sunum yapacak bir diğer isim de Eckhart Tolle. “Şimdinin Gücü” kitabını da okumayan yoktur herhalde. Kişisel gelişim kitaplarının atası gibi bir kitaptır üstelik derindir de. Özetle katılımcıları incelerken diğer eğitmenlerin de sunumlarına göz atmak ve takip edemeyenler için buradan notlar, konu başlıkları paylaşmaya niyet ediyorum.

Tara

İlk günün konuşmacılarından Amerikalı klinik psikolog ve yazar Tara Branch kalpleri yatıştırmak ve suçlama zorunluluğundan serbest kalmak üzerine konuştu. Hepimizde negatifliklerden beslenmeye karşı bir eğilim var. Ya kendimizi suçluyoruz ya da başka birini. Yani kötü ötekileri… Neden? Çünkü bize yeterince iyi davranmadılar, ihtiyaçlarımızı gidermediler ya da en basitinden bizim istediğimiz gibi insanlar olmadılar. Güvensizlik, korku ve öfkeden başka bir şey getirmeyen suçlama halleri. Branch elbette sağlıklı öfkeyi suçlamadan ayırıyor. Sağlıklı öfke, ihtiyaç duyduğumuz bir şey diyor: Hayatta kalmak için, bizi uyarmak, harekete geçirmek, engellerle mücadele etmek için gerekli. Ama birini suçlamak; işte bu bize hizmet etmeyen bir şey. Yapılan araştırmaların sinirli olmanın, birilerini suçlamanın DNA’mızdaki (kromozomlardaki) telomerleri kısalttığını dolayısıyla daha hızlı yaşlandığımızı söylüyor.

Peki ne yapmalıyız? Önce öfkeden ve suçlama zorunluluğundan serbest kalmaya niyet etmeliyiz. Sonra Tara Branch’ın önerdiği şu uygulamayı deneyebiliriz. Sizi hayatta en çok zorlayan, en çok sinirlendiren, en çok suçladığınız kişiyi düşünün. Hatta önce derin nefeslerle kendinizi rahatlatın, gözünüzü kapatın ve o kişiyi gözünüzün önüne getirin. Kendinize şunu sorun. “Eğer onu suçlamazsam bana geriye hangi duygu kalırdı?” Yani suçlama tamamen kalktığında hangi yaran ortaya çıkıyor?”

-İncinmişlik?

-Hayatın adaletsizliği?

-Tehdit edilme?

-Korunmasız hissetme?

-Korku?

Bizim de ThetaHealing’de sorduğumuz “………. (bunu) yapmazsan en kötü ne olur?” sorusuna benzettim ben bunu. “O kişiyi suçlamazsan en kötü ne olur?” Suçlama sayfasını yırtıp attığında ya da boyayı üstten kazımaya başlayıp pentimento gibi katman katman açtığında orada yaranın adı yazıyor. Üstüne gitmen gereken duygu işte o… Branch kendinden örnek veriyor. Amerika’nın Irak’a savaş açtığı yıllarda yoğun bir şekilde yöneticileri suçladığı, isyan ettiği bir dönem olmuş. Aynı soruyu sormuş kendine, “bu duygu giderse geriye ne kalır?” diye… Ve duygusunun “korku” olduğunu bulmuş. Savaş ve şiddet döngüsünün içinde yer almaktan korkuyormuş. Bu yüzden savaş karşıtı bir protesto grubuna katılmış. Fakat bu grup “suçlamaktan” değil “sorumluluk almaktan” beslenen bir grupmuş. Protestolarında örneğin, Iraklı annelerin fotoğraflarını gösteriyorlarmış. Kısacası suçlama dilinden uzakta farkındalık yaratmaya çalışmışlar.

Altta yatan asıl duyguyu bulduktan sonra işimiz bitmiyor henüz. Yine karşımızdaki kişiye odaklanmamız gerekiyor. Ve o kişinin acısını, çektiği ıstırabı görmeye çalışın. Bu kişinin hikayesi ne, nereden geliyor? Onun da bir acısı, sıkıntıları hatta yaraları var. İşte bunu fark ettiğinizde öfke ortadan kalkıyor diyor. İntikam duygusu da… Çok güzel bir alıntıdan bahsediyor. “İntikam kederin tembel bir formudur” diyor. Esasında intikam için harcadığımız enerjinin onda birini intikamı bırakıp yerine affetmeyi koyarken harcamıyoruz.

5-mins-of-heaven

Five Minutes of Heaven (2009) / Yönetmen: Oliver Hirsbiegel

Bütün bu konuşmalar onlarca intikam temalı film arasından beni eski yıllarda festivalde izlediğim Liam Neeson’ın oynadığı bir İngiliz filmine götürdü. Five Minutes of Heaven (Cennette Beş Dakika). Film Kuzey İrlanda’nın çalkantılı 70’li yıllarıyla ilgili. Protestan kanattan 17 yaşındaki bir genç Alistair (Liam Nelson) Katolik kanattan kendisiyle aynı yaşlarda bir başka genci öldürüyor. Ve öldürülen gencin küçük kardeşi Joe, abisi öldürülürken hiçbir şey yapamadığı için yıllarca kendini suçluyor. 25 yıl sonra bir televizyon kanalı işte bu iki kişiyi yüzleştirmek, acılarını, hissettiklerini paylaşmaları amacıyla için bir araya getiriyor. Abisini kurtaramamamın acısını ömrü boyunca çeken Joe (James Nesbitt) Alistair’dan intikam almak için programa katılmayı kabul ediyor. Ondan akacağı intikamı “beş dakikalığına cennette olmak” olarak tanımlıyor. Alistair ise yıllardır gözlerinin önünden gitmeyen o çocuğun bakışlarını unutmak, hatasını telafi etmeye çalışmak, vicdanını biraz olsun rahatlatmak için katılıyor programa. Film boyunca iyi ve kötü kim, kim kurban kim zorba gibi sorular arasında gidip geliyorsunuz.

Oysa affetmek, salıvermek, kalbi rahatlatmak öyle kolay bir seçim ki… Asıl “beş dakikalık cennet” orada galiba.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s