Bilinçaltı

Bilinçaltını Yeniden İnşa Etmek

italy-1614931_960_720.jpg

“İçte neyse, dışta o

Üstte neyse, altta o” 

Üniversitede okuduğum bölümlerden biri olan Sosyoloji’nin bana en önemli katkısı Freud ve Jung’un bilinçaltı kavramlarıyla haşır neşir olmamdı. Psikoloji ile ilgilenen hemen hemen herkesin bildiği üzere Freud insan psişesini bilinç ve bilinçdışı olarak ikiye ayırıyor. Aslında üç sistemin yönettiğini söylüyor insanı: İd, ego ve süperego.

İd: Benliğimizin arzulayan, ihtiyaçlarının hemen karşılanmasını isteyen dürtüsel ve ilkel bir enerji merkezi.

Ego: İdin arzu ve istekleriyle dış dünyanın gerçekleri arasında denge kuran, kısacası insanın uyumlu yaşamasını sağlayan bir sistem.

Süperego: Egonun toplumsallaşması sonucunda gelişmiş, kültürel kodlara ve ahlaka göre şekillenmiş hali. En temel anlamıyla vicdan.

Bu üçünün uyumsuz çalışması ruhsal çatışmalara sebep oluyor. Bir dönem Freud’un öğrencisi olan Carl Gustav Jung bu kavramlara bir de “kolektif bilinçdışı”nı ekliyor. Kolektif bilinçdışını, insanın atalarından aktarılan ortak imgelerin ve yaşantıların insan psişesini etkilemesi olarak tanımlayabiliriz. Örneğin, bir bebeğin kolektif bilinçdışındaki “anne” imgesi sayesinde annesini algılaması veya bir insanın yılandan korkması için yılanla karşılaşmış olmasına gerek olmaması gibi… Jung ve Freud’un çalışmalarının ve ilişkilerinin birbirlerini “döngüsel nedensellik” ilkesiyle birbirini etkilediğine inanıyorum. Carl Gustav Jung’un otobiyografik kitabı “Anılar, Düşler ve Düşünceler” bu etkileşimi anlatan şahane bir kitap bence. (Can Yayınları, 2012) (Bu arada kimi kaynaklarda bilinçdışı kimi kaynaklarda bilinçaltı olarak geçiyor kavram. Biz bilinçdışı olarak öğrendik ama bilinçaltı Dücane Cündioğlu’nun tanımlamasıyla topografik değeri daha yüksek bir tanım, [1] dolayısıyla bilinçaltı daha yaygın ve dile oturan bir terim.)

Psikanalitik yaklaşım gibi pek çok psikolojik yaklaşım (Gestalt, humanistik…vb) insanı anlama yolunda değerli kapıları açmıştır. Ama modern çağlarda hiçbir psikolojik yaklaşım kuantum temelli öğretiler kadar yaklaşmamıştır insanı anlamaya.

“Evrenin en anlaşılamaz tarafı anlaşılabilir olmasıdır.”

Einstein

O zaman biz de konumuza yaklaşalım. Küçücük bir hücre, evrenin tüm bilgisini içinde taşıyor. Yani mikro kozmos, makro kozmosun bilgisini içeriyor. İçinde bulunduğumuz evrenle uyumlu yaşamak için temizliğe özden başlamamız gerekiyor. Çünkü özümüz kirlenmiş durumda. Peki bu öz nasıl kirleniyor? Öncelikle bu hayatta yaşadıklarımız, yani ana rahmine düşmemizden itibaren hissettiklerimiz, bize hissettirilenler… 0-6 yaş arasında deneyimlenen ve bilinçaltımıza kodlanan inançlar, bilgiler, hisler fazlasıyla etkiliyor bizi. Yetişkinliğe kadar devam ediyor kodlamalar. İkincisi ailemizden, daha doğrusu atalarımızdan getirdiğimiz negatif etkiler: Yani DNA’mıza kodlanmış olan geçmiş nesillerden gelen küçük bilgi birimleri… Buralarda neler yok ki? Atalarımıza ait kaygılar, travmalar, stresler, yanlış inanç kalıpları hatta kötü karmalar… Yedi nesil geriye kadar gidiyor zincirin halkaları. Bir diğer negatif etki ise geçmiş yaşantılardan bize gelenler… Hepimiz tekamül eden ruhlarız, dolayısıyla geçmiş yaşantılarımızda öğrenemediğimiz duyguları ve erdemleri öğrenmeye geliyoruz bu dünyaya. Dolayısıyla geçmiş yaşantılardan gelen karmayla ilgili bağlantılar da özümüzde izler bırakıyor. Bir diğeri kolektif bilinçdışında kodlanmış negatif kayıtlar. Bunlar atasözleri gibi sözlü deneyimler ile (“Para ile saadet olmaz.”) olduğu kadar semboller ve rüyalar yoluyla da bize geliyor. Kolektif bilinçdışından gelen korkular da ziyadesiyle etkiliyor bizi. (“Dünya gitgide kötüleşiyor, dünyanın sonu geliyor.”) Ve son olarak psişik boyutlardan gelen (içinde her türlü metafizik saldırının da bulunduğu) negatif etkiler… En basitinden nazar mesela. Nazarın enerji boyutunda düşük bir frekans olduğunu hatırlatalım. Bilinçaltımız bizi dış etkenlerden bir kalkan gibi korusa da -sevdiklerinden ona zarar gelmeyeceğini düşünüyor olsa gerek-, en savunmasız kaldığımız noktalar belki de sevdiklerimizin fark etmeden bize yaptığı saldırılar. Yani Shakespeare’e çıkıyor her yol. Bazen kendi ailemizden ya da en sevdiklerimizden görüyoruz ihanetin en büyüğünü.

Kendi özünü yeniden inşa etmek, fabrika ayarlarına geri dönmek…

1994 yılında Vianna Stibal tarafından bulunan ve halen gelişmeye devam eden Thetahealing® tekniği dünya üzerindeki en güçlü enerji-şifa tekniklerinden biri. Thetahealing’i tek bir boyutuyla açıklamak zor, çünkü çok yönlü bir öğreti. Benim için Thetahealing® hem nörofizyolojik hem de ruhsal bir çalışma. Medikal bir yönü olduğu kadar, spritüel bir boyutu da var, öte yandan kuantum teorileriyle de birebir örtüşüyor.

Yukarıda bahsettiğimiz hayatımızdaki tüm negatif etki alanları thetahealing gibi sezgisel/spritüel, kuantum temelli şifa teknikleriyle iyileştirilebiliyor. Ben buna “bilinçaltını yeniden yapılandırmak” diyorum. Tek tek taşları sökerek, yerinden kaldırarak, altına bakarak yanlış kodlanmış ne kadar inanç varsa bunları yeniden inşa ediyoruz yani. Buz dağının altına bakma cesareti gösteriyoruz aslında. Bilinçaltı yeniden inşa edilince, biz de yeniden inşa ediliyoruz. Hem de daha sağlam temellerle… Daha sağlam temeller hayatımızı yeniden inşa ediyor. Teknolojik bir terminolojiyle fabrika ayarlarına geri dönüyoruz.

Nasıl yapıyoruz bunu peki? Tüm çalışmalarımızı Thetahealing®’e adını veren beynin theta dalga frekansında yapıyoruz. Bilinçaltı çalışmaları, bilinçaltını etkilemenin en iyi yolunun bütün çabanın en aza indiği uykulu ya da uykuya yakın bir hale geçmek olduğunu düşünen Fransız psikoterapist Charles Baudoin’den [2] bu yana alfa (Usui Reiki vb.) veya Thetahealing tekniğinde olduğu theta frekansında yapılıyor. Buradaki değişimler anında aktive oluyor ve hayatımızı etkilemeye başlıyor. Özetle: Topografik olarak önce bilinçaltımız, sonra kendimizi, sonra da hayatımızı yeniden inşa ediliyor.

[1] Cündioğlu, D. (2008, 20 Temmuz) Bilinçdışı”ndan bilinçaltı”na. https://www.yenisafak.com/yazarlar/ducanecundioglu/bilincdiindan-bilincaltina-11972 adresinden 5 Ocak 2018 tarihinde erişildi

[2] Murphy, J. Bilinçaltının Gücü. Koridor Yayıncılık. İstanbul, 2007

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s